28 Aralık 2010 Salı

sözümü bozdum,sonra doya doya ağladım az önce,rahatlamadım,yarın okulda boş bi yer bulursam gene ağlarım belki,yapmam gereken hiç bişeyi yapamadım malum bu gecede,malum daha önemli işlerim vardı ağlamak gibi,malum ben malım,bundan sonra değişir belki,ben değişmem de bi süreliğine durum değişir belki,malum her şey bitti,malum beni sevme ihtimali olan birini nasıl kaçırttım,nasıl yalnızın gene,bu gecede iyice ağlarım,malum kaderime,artık malum olan kaderime...neayıp

27 Aralık 2010 Pazartesi

konuşurken kıç kıvırsakta yaşarken farkettiğimiz şu sevgi ihtiyacı neler yaptırabiliyormuş insana...

şuan şuracıkta bi söz veriyorum kendime, değişicem olması gerekene doğru. bozduğum zamana görüşmek üzere.

26 Aralık 2010 Pazar

iyi olmak size göre değilse olmayın işte..

iyiyseniz ama kötülükten zevk alıyorsanız almayın işte...

sevemiyorsanız sevmeyin.

sevilmiyorsanız zorlamayın işte...

mutsuzken gülmeye çalışmayın

kendinizi yormayın zorlanmayın ve sınırları zorlamayın olmuyor dediğiniz an bir daha da olmayacağını kabul edin çekilin gidin işte...

zorlamakla kazananlar ya ekonomi dünyasındandır, parayla gelen ama inanç zaferleri diye adlandırılan zaferlerdir ya da bak ya da'sı bile yoktur işte varsa da o siz değilsinizdir oturduğunuz koltuğa bakın odanıza duvarlarınıza evinize semtinize bulunduğunuz yer orası değil orası olmayacakta...

olmuyormuş yani, hayallerle büyüyün siz sadece büyüyünce bırakmanız gerektiğini bilerek...

25 Aralık 2010 Cumartesi

"tam yerine rast geldi manzarayı koyduk"

Sizinle sevişen birinin aslında kimle savaştığını bilemezsiniz. Sizi öperken kimi öldürmeye çalıştığını,sizi severken kimden nefret ettiğini tahmin bile edemezsiniz. Oscar Wilde

23 Aralık 2010 Perşembe

Dün gece saat 01.00: özledim diye mesaj alırım...
01:0bilmem kaç: mesajlar ilerledikçe bir sorun olmadığını anlarım.
01.30 elektrikler kesilir.

bu gece 01:08: ben hala sevilmeye alışamamış, ben hala sevilmeye bir beden küçük.
kıç beyin kendine dert mi arıyorsun diye düşünürseniz ben böyle bir derdiniz olsun ki anlayın demeyeceğim bile...

18 Aralık 2010 Cumartesi

Mükemmel olmak istiyorum. Hayatı planlı, her şeyi yoluna sokmuş, geleceği hazır, gelecekte bekleyenler hep güzel, çevremdeki insanlar da mükemmel, kedisi kaka yapmayan -ama sağlıklı olan- erkeklerin pipilerinin ben istemediğim sürece varolmadığı, kadınların safinaz,leyla olmadığı,şöforlerin burun karıştırmadığı,new york istanbul arasının 3 saat olduğu,özlü sözlerin yasaklandığı, herkesin basit,insan gibi günlük konuşma dilinde yaşayıp ama mükemmel olduğu benim mükemmelliğimi bozacak hiç bir sorunun varolmadığı bir hayata sahip olmak istiyorum...

Bi yer var mı bildiğin?

10 Aralık 2010 Cuma

dostum senin tek sorunun kafanla kıçının yer değiştirmesi...

Dün akşam sınıftan bir arkadaşımdan telefonuma mesaj geldi...

o: slm.müsaitmisin
ben: evet
o: sınıfta yüzümüze baktığın yok mesajlarda bizi hatırlıyosun.

?

okulumu seviyorum işte bu yüzden sırf bu yüzden böyle tersten yaşandığı için her şey.
..

4 Aralık 2010 Cumartesi

https://twitter.com/nurgokce

Çok heyecanlı bi hayatım var malum aktarmasıda zor oluyor böyle internetin bütün kollarından yaz yaz bitmedi...

12 Kasım 2010 Cuma

Hayatınızdaki o yoğunluk işte böyle zamanlarda güzel. Benim gibi hayatınızın hayal kırıklığını yaşıyorsanız, o yoğunluk yaşadığınız şokun hissini
azaltıyor, azaltıyor, azaltıyor.. Siz, 7.4 şiddetinde deprem yaşayan Japon binalarına benziyorsunuz.. veya binadan dışarı çıkınca, ne depremdi heheh deyip gülümseyen çekik gözlülere... bunların arasından o acıyı hissetmek isteyen çıkabilir, "farkında olmak isteyen".. bi ben çıkabilir.

anlayamıyorum...
tam karşısına geçip bi tarafta resmi, bi tarafta fotoğrafı.. bakıyorum ama algılayamıyorum...
kafamda çizdiğim resme...
o gün o an çektiğim fotoğrafa...

Sanırım algılarsam gerçeği, anlarsam 3.5 senemin nasıl çöpe gittiğini.. aynı zamanda nasıl aptal olduğumu da anlarım, eskisi kadar kendine güvenen bir mahluk olamayacağımı, eskisi kadar çok bilemiyceğimi her şeyi ve diğer hiçbir şey eskisi gibi olmaz diye... beynime söz geçiremiyorum ve algılayamıyorum.

*2010 yılının ilk günü, ilk akşamı eve dönerken montuma gömülüp caddeden değil, bulutların üstünden yürüdüğüm günü...
*hala en güzel yerinde duran ve kokladıkça..yı geçtim, kokusunu hatırladıkça bile ürperdiğim kitabını...
*bana yazıldığını zannedip en dokunulmaz köşelere sakladığım ve başkalarına okutmaya dahi kıyamadığım şiirleri - ahaha beni göt beni değil mi ? - ...

7 Kasım 2010 Pazar

geldi kasım ayları, gevşemiyor gönül yayları, erimiyor göt yağları değişmiyo hayatın hiç bi haltı hep aynı aynı aynı. aylara,günlere,insalara,bakışlara,gülüşlere,sözlere,imalara.. anlamlar yükleyemyin. ben bunu yaptığım günden beridir yaşlanıyorum. sizden biraz daha hızlı. düşünmekten ve sebepsiz insanların tuhaf hareketlerinden sonuç çıkaramamaktan ötürü.. yaşlanıyorum ben. kuaföre gittim 2 saat önce. kadın beni görünce, ki sürekli görür, çok yorgun görünüyorsun dedi. ben. bütün gün evde oturmuşum, sadece kıç büyütmüşüm. yorgun görünüyormuşum ama. geçen sene.. dersaneden bi hocam. iyi görünmüyorsun demişti, yüzüne bak. sanki dünyanın bütün yükü üstünde, bakışlarındaki durumu farkettin mi? etmemiştim ama çok baktım aynaya ondan sonra, anladım neyi kasteddiğini. çok inceledim çekilen fotoğraflarımı. ben, 20 yaşındayım. kasımda doğdum. ama hiç bir fotoğrafım kasım 1990 demiyor, bakışlarım kasım 1990 demiyor. beynim demiyor. yaşından büyük, yorulmuş, parıltısını kaybetmiş.- ki kayıp mı etmiş yoksa hiç mi bulamamış bunu bilmek için bebeklik fotoğraflarımın üstünde çalışıcam - bir insanım. anlamlar yüklemeyin, hiçbir şeye.. sonra benim gibi, çok gülerken herkesin en sert sandığı insan olursunuz, çevresindeki insanların sadece baktığı, bakışlarından ötürü yaklaşmaya çekindiği insan olursunuz.. hocanız derste hayır diyebilmekle alakalı konu açıldığında 2-3 kişiye sorduktan sonra bakıp; "sen hayır diyebiliyorsundur kesin" dediği insan olursunuz. aşık olduğunuz adam bişeyler rica ettikten sonra, özene bözene yapıp yardım ettiğinizde, "sağol" deyip yoluna devam eden o insanın arkasından tek kaşını kaldırıp bakan olursunuz...

31 Ekim 2010 Pazar

yeni kayıt.. yeni kayıt.. bu butona basıp yazdığım sonra yayınlamadan kaydettiğim yazılar birikmeye başladı. şuan bunun akıbeti için de emin değilim. belki sen de kayıtlılar kutusuna gidersin sanki bende geriye dönüp o yarım kalmış bi gün tamamlarım düşüncesiyle bekletilen yazıları tamamlıycak göt varmış gibi.

hastayım. bütün bedenim yorgun. aman ne tuhaf bunda anlatılacak bişey yok biliorum ama anlatılacak şeyleri anlatmaya gücümü alıp götürüyor işte elimden. bi film seyrettim bugün. hayır hayatım değişmedi de.. zaten içimde şişmiş şeyleri patlattı sanki. filmde yaşadıklarınızın çok benzerini bi farkla; "bi sona eriş'le" görüyorsunuz. fark bu sizin aptal düzeninizde bi sona eriş gösteremezsin elinizle. hele bu konuda hiç. koca 3buçuk yıl boyunca bi sona erişin olmadığı bi başlangıcın da olmadığı bişey. bu yazının da sonu gelmiycek sanıyorum. anlatamıyorum. bunları yazarken 2. kimliğim olan canımlı cicimli halimle bi arkadaşın doğum gününü kutluyorum. ilk kutlayan benmişim, anında cevap geldi. en eli boş sensin demek oluyor bu kısaca. halbuki o kadar doluyum ki.. gene bişey anlatamadım iyi mi.

16 Ekim 2010 Cumartesi

hatırladın mı beni blog, bi zamanlar senin bahçende top koştururdum, yer içer yakın zamanda yine gelicem sözü verir göt gibi göt üstünde bırakırdım seni bana yaptıkları gibi.. kıç derdim bi zamanlar arkadaşım olsa onun adı göt derdi derdim. arkadaşım olsa.. seni çok sevdiğimi söyler en çok seninle dertleşmeyi sevdiğimi söyler en çok senin kafanı si... en çok seni sevdiğimi söyler ama hep başkalarıyla eğlenirdim bana yaptıkları gibi, hatırladın mı...
evet evet hatırladın beni.. özlememişsindir insanlar özlemez beni yokluğum aa o nerde diye söz ettirmez arkamdan ben yokum diye yüzü asılmaz kimsenin ama bunları mecbur kibar insan dilinde söylediğimde hep özledik özlemez olur muyuz derler bilmem sende der misin ne dersin bilmem ben çok yoruldum başım ağrıyor müzik dinlemekten değil çok yoruldum çok bıktım söylesem yaşın kaç, küçük daha neler görüceksin der gülümserler hiç inanmazlar saçımı okşarlar ulan çok yoruldum işte illa sen büyüksün diye illa sen mi olucaksın çok yorulan çok yoruldum ulan bıktım hepinizden ananızıda alın gidin ki bi daha üreyemeyin...

12 Eylül 2010 Pazar

efendim formspring'tir twitter'dır döndüm dolaştım gene başladığım yerdeyim. insanın kendi evi gibisi yok. hala yorum yapamasam da kıç blogger hesabım yüzünden.. arkadaşım "göt" onun adı "göt" derdi...
ve doluyum bir boşluğa karşı, kafamın çatlamadığı bir saat anlatmak isterim...

5 Eylül 2010 Pazar

bugün kimin bloguna baksam 500 takipçisi var. 237 takipçisi var. 185 takipçisi var.
takip et butonuna basıyorum
501. takipçisi oluyorum
238.
186.
..
.

bense 1. gün dağıtıp, bi radyo eksen bi karma love açarak toplamaya çalıştığım odamı 3.gün de hala toplamayı bitirememiş vaziyette, bi yandan yerde bekleyen özene bözene dizilmiş kitaplarıma bakarak bi yandan messengerda "kokusu giden kitaplarından" şikayet eden arkadaşıma, "eski basım kitaplarla koyun koyun sokuştur sayfalarını, halının altına at, kesin bulaşacaktır" diyerek akıl veriyorum.

yani her şey olması gerektiği gibi sanki...

2 Eylül 2010 Perşembe

her şeyin bıraktığımız gibi olması iyi bir şey mi bilemiyorum.

bilgisayarımın kenarına attığım saç taneleri aynı yerlerinde...
çöp kutum her bakış atışımda aynı dolulukta..
yakın arkadaşlarım hep aynı, ilkokulda bıraktığım o tuhaf hallerinde..
jon hamm hala yakışıklı ve genç..
robert de niro hala gel yanaklarımı sıka sıka öldür beni diyor.
mahallemizdeki poster satan bey hala al pacinonun 2010 yılındaki halini değil, 1983 yapımı scarfacedeki, "mahalleden geçen mehmet" halindeki fotoğrafının olduğu posterleri getiriyor.
hacivat yorum yazmıyor artık.
radyo eksen hala hayatta hiç bi sorun yokmuş tınısındaki şarkıları çalıyor 7/24.
kedim hala kayıp, dün gece, önceki, önceki ve önceki 5 ay gibi..
ve benim kafamın içindeki ses hiç durmuyor, bundan önceki 20 yıl ve bundan sonraki meçhul zaman olacağı gibi..
başka renk de kalmadı zaten.

30 Ağustos 2010 Pazartesi

düştüğüm boşluk sonrası nihayi sonuca varmış durumdayım. amerikaya gidip önce al pacinoyu sonra robert de niro'yu öpmek. benim babam, amcam, kankam, sevgilim, kocam... hangisi sizin için daha müsaitse, uzun bi süre ölmeyeceğinizin garantisini vererek o olur musunuz demek..
ihtiyacım var be blog, şöyle olgun, ettiğim küfürleri anlamıycak bir dile sahip, ben dert anlatırken "ama alican da haklı ayol" demiycek, yargılamıycak birine sarılıp "aaauuvv" diye uluyarak ağlayacağım birine ihtiyacım var...

23 Ağustos 2010 Pazartesi

yıl 2010. ben hala bir blog sahibi olan herkesin yapabildiği "yorum yapma" özelliğini kullanamıyorum. bana gelen yorumlara cevap yazamıyorum, başka bir bloga yorum yazamıyorum. hatta bir bloga yaklaşık 10 defa yorum yazıp gönderdim, gitmeyeceğini bilerek. yani evet içeriği güzel değildi. neyse hepsi bu. "yıl 2010" intizar cümlelerinin hep ilk söyleneni olur malum. geleneklerimize bağlıyız efendim.

20 Ağustos 2010 Cuma

konu senden açılmışken seni açmamak... adilik olurdu biliyorum ve ben adi olmadığımı düşünmek için açıp yazıyorum. bugün nasıl bir gündü, heycandan sonuna kadar bekleyebilceğine emin olsam anlatıcam.

yani şöyle ki... sabah kalktım... diyebilmek için gece yatmış olmam gerekirdi. sabah yattım, öğle üzeri kalktım. bundan sonrası işte heycanlı asıl. metrekaresini hesap edemediğim odamda oturdum, filmlerdeki gibi yanında kahve içip dergi okumak veya tv bakmak yoktu, sims'dekiler gibi, biri bana oturma komutunu verdi, sadece oturdum. ve günün geri kalanı aynı heycan içinde akıp gitti.

yine sabaha karşı yine uykusuz yine baş dönmesi yine aptal bi mutluluk yine beyin ağrısı. ve bugün hayattan alıcaklarını alanlar ermiş muradına, biz çıkalım her çenesiyle meşhur züğürd gibi kerevetine. keravetine daha hoş dururdu bence tdk.

16 Ağustos 2010 Pazartesi

sevdiğin kadar sevilirsin

İnsanın en yakınlarından birine nefret duyması ne demek. herhangi bir dönemin tdk sözlüğünden cevap istemiyorum. cevap bende. nefret başlı başına bir zehirken samimiyet derecesi artmışsa daha beter oluyor. şu agatha christie romanlarındaki zehir gibi, siyanür falan hani. içini yakan cinsten. ağız dolusu küfür etmek istiyorum. suratlarını çekip yüzümün biraz ilerisine, boğazımı patlatarak hemde. olay sonucu ambulans yaralıları toplarken dedektif gelsin, bitti canım, geçti, ben yanındayım desin falan. ben numaradan titrerim tabii merak etme orasını.

gelişme bölümü:

doğuştan gelen enayilik hastalığıma ise... çare bulunamadı. bugün bana canım arkadaşım diyen birini yarın sevgimle sarıp sarmalıyorum. lan bi dur. bi bekle devamını. "canım arkadaşım olamanı isterdim ama bi bok olmaz"mı diyecek, "canım arkadaşım kamile gittim dün" mü diycek... hemen atlayıp, sarıp sarmalama hastalığı. hemen sevme hastalığı. valla hastalık bu. sonra yolda yürürken seni görmemek için yüzü gökyüzüne bakan E.T kılıklı insan taklitlerini anlamaya çalış...

konuşmak istemediğin insanlarla, başkaları gibi götünü dönüp gitmek yerine, nezaketen, ağzına tonlarca ağırlık çökmüş gibi yani, zorla konuşmaya çalış. kimse kırılıp üzülmesin. salak olduğunu düşündüğüm insanlara ömrümde hiç salak mısın diye sorama mesela. eh, kimse kırılıp üzülmesin. nasıl bir duygu acaba. .

başım çatlarken, içimden "bende insanım lan kes artık çan çan sanırsın ki köle izahura hayatın var biz neler yaşıyoruz", dışımdan "canım çok uykum geldi yatıyorum ben"... diyemedim.

yok böyle bir şey yavrum, senin durumundakiler ilkokul 1de de uyuşamıyordu düzenle. can yüceli boşver. sevdiğin kadar sikilirsin. arkanı dön ve kaç, arkana bile bakmadan kaç git. ben 5 sene daha burda kalmaya imza atıyorum devletle, sen arkana bakmadan kaç git, ruhum.

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Hoş gelmedim ama hoşbuldum. bıraktığım gibi, yerli yerinde herşey. blogda bile spam yeniliği çıkmış, benim hayatım aynı... diye arabesk yaparak başlamak isterdim, olmadı. benim hayatımda da değişiklik var, kağıt üzerinde bildiğim fakat gerçekte tam olarak neye, niye yarayacağını kestiremediğim yenilikler. üniversiteli olmak gibi. olmamız gerektiğini söylüyorlar, oluyoruz. ne hoş. kendi isteğimle birşeyler yapmayalı uzun zaman oldu. hayatın yap dediği şeylere başta büyük bir hevesle başlayıp ortasına gelmeden ruhumu kaybederek kalıyorum. heves... hayatın anahtarlarında biri. konusu açılmışken, bu yazıya başlarken de deli gibi hevesliydim, yine gitti. ortasına gelmeden.

bu not önemli; okuduğum kitaptaki dedektife aşık oluyorum sanırım, sabun ve sigara kokulu, orta yaşlı,espirili, sert ve dünya telaşından uzak bir dedektif. yaşım 20. dışarısı yaşıtlarıma uygun oğlan dolu. bi sorun var biliyorum, nerde, bunu bulamıyorum.

29 Temmuz 2010 Perşembe

2 Temmuz 2010 Cuma

internette popülerlik böyle bişey işte. x kişisi kalkıpta "pipi" yazsa 30 kişi beğeniyor. hayır pipi kalkıpta x yazsa bu kadar şaşırıp beğenen çıkmıycak yani...

1 Temmuz 2010 Perşembe

Şu gün şuan anladım ki, benim hayatımda hiç bir zaman evimin önünde siyah amerikan modeli kamyonla kornaya basıp "atla ceysınn arabaya" diyen arkadaşlarım ve daha sonra sörf tahtalarımızla okyanus kenarına gidip sörf yapmamız gibi bi olayım olmayacak.
Benim adım ceysın değil çünkü. Burada okyanus da yok...
Yanlış ülkede olmadığım biri için hayeller kurmuşum.

30 Haziran 2010 Çarşamba

bilhassa sabah ezanı okunurken, daha bi tatlı oluyosun şeyten. "böyle buyurdu kafiye"
bide günah her saat günah canım.
Ayakkabılarım ayağımda oturdum biraz. Gitmeyi çok istediğim ama gidemeyeceğim yere, sanki çağırılma ihtimalim varmış gibi. Gün bitiyor, bugün gidemiyorum tabii. Yarında, sonraki günde, sonraki günde. Sonraki gün gidiyorum, ama ona değil. Ona hiç gidemiycekmişim gibi sanki artık... Gitsem bile, herşeyin farkındayken artık...

23 Haziran 2010 Çarşamba

İnsanın sevdiğinin kokusu,akşamüstü mosmor bulutların bıraktığı yağmurun kokusunun incir ağacının kokusuyla buluştuğunda, üstüne gelen patates kızartması ve matbaa kokusuyla karışan o deli koku olabilir mi.... Ya da bi insanın seveni bu kadar anlatma özürlü olabilir mi... Üzüldüm şimdi o insana kendimden ötürü.. Ama o kokuyu hatırlamak... Bu gece şimşek çakabilir...Ancak çocukluk korkum unutturur onu bana...

21 Haziran 2010 Pazartesi

Ne zaman edebiyattan Karacaoğlan'ı çalışsam sinirlerim geliyor birden... "Gönlünde herkese yer varmış.. Gördüğü her güzelin peşinden gidermiş..." Bana bunları biri daha söylemişti işin garibi... Erkeklerin fahri temsilcisi ilan etmek istiyorum kendisini.. Biz kadınlar boşuna yaşıyoruz zaten...

20 Haziran 2010 Pazar

En güzel gelecekler, en boş hayallere feda ediliyomuş genelde... Siz siz olun, sadece siz olun. Diğer yarınız, aklınızın bi köşesi, kalbinizin bi kısmı, sağ kolunuz sol bacağınız... Sadece "siz" olsun.. Başkası değil...

19 Haziran 2010 Cumartesi

Sınav sonrasında içimdeki ses bana şu şarkıyı söyledi : start wearing purple wearing purple, start wearing purple for me now, all your sanity and wits they will all vanish... Cevap veremedim...

Herkesin güzel cevabını verdiği soruya ben bok diyorum içimden, bok gibiydi...
Belki torunlarıma bırakacak ekşi sözlük hesabımdan başka hiçbir şeyim olmayacak şu hayatta... İyi bi gelecek kurmak ellerindeyken, titremekten kalemi o eline alıp kuramamak... Kader böyle birşey değil bence...Bunda başka bi iş var...

17 Haziran 2010 Perşembe

Düşünüyorumda, aklı olanada olmayanada hayat aynı. ımınımını(küfür kızlara yakışmazmış).

NTV Hayat Belgeseli : Anne böcek yemeğiyle yuvasına dönerken hırsız
böcek peşinden gelir ve yemek için büyük kavga başlar. Kaybedenin kaderi
değişecektir. Anne böcek kavgayı kaybeder. Yuvasına dönerken yavru böceklerinin daha güçlü bir anne bulabilmek için kendisini
terkettiğinden habersizdir. Döndüğünde yuvayı boş bulur. Yavru
böceklerse daha güçlü bir anne olan hırsız böceğin yuvasına
sığınırlar. Hırsız annenin işi zordur artık, doyuracağı can sayısı ikiye
katlanmıştır! Artık tek bir meyve çalması ona yetmeyecektir. Yavruları büyüyüp kendi başlarına yaşayacak duruma geldiklerinde, yuvayı terkeden son yaptıkları şey,karınlarını doyurmak için, sığındıkları annelerinin bedenini yemek olacaktır...

Bende kesilmeyi beklerken ağır ağır ot yiyen ineğin türeviyim mesela. Alakasızda, bildirmek istedim...

16 Haziran 2010 Çarşamba

Blogumu açalı oldu belki 1 ay, ben hala yorum yazamıyorum ne kendime, ne başkalarına. Hala yeni üyeyim, ondandır diyorum...

2 hafta aradan sonra artık ağlamaya ara verdim, mutluyum, huzurluyum, ermiş olabilirim ,bilemem. ya da "akacak gözyaşı içerde durmaz"dır, akmıştır, bitmiştir.

Arsızımdır belki artık. Bi laf vardır ya, arsızın götüne kazık çakmışlar, bu sesde nerden geliyo demiş... ermişimdir, o noktaya... Belki... Her halukarda, ermişim...

13 Haziran 2010 Pazar

insan öleceği günü düşünüp rahatlayabilir mi? oluyormuş. Az önce 3 senedir aralıksız düşünen,beyin hücreleri ölmüş, pişmanlıktan inleyen ruhum öleceğini hatırladı, rahatladı. Hatta filmlerde olur ya, öyle oldu, gözyaşımı sildim, gülümsedim, diğer tarafa dönüp yattım. Sonra dayanamayıp kalktım,bunları yazmak için. Evet insan öleceği günü düşünüp mutlu olabilirmiş...

11 Haziran 2010 Cuma

Yeni arka planlar eklenmiş bloga. Çok güzeller de, benim için hiç iyi olmadı, oturup saatlerce bakabilirdim, şu mu olsa, hayır beni anlatan şu, aslında bu çok fena vs..
Kes dedim kızım kes vakit öldürmeyi, gene geç kalıyorsun yaşanacaklara. Yapılacaklara...
Derdim tasam olmasada saatlerce öldürsem saatleri. Ne yapalım...
Eh, şuanki ruh halimde bu, tek bir ışık bekleyen karanlık... Aslında bu stadyum ışığıda, ben tek bir ışık deyip alçak gönüllülük yapsam, Allah az isteyene çok verirmiş...

5 Haziran 2010 Cumartesi


Merhaba, bendeniz geç kalanlar yarışının birincisi... Birinci olduğum tek konudur bu mazur görünüz sevincimi. ama canımı da en çok acıtan şeydir şuan, söylemeden edemem, son 4-5 gecedir ağlatır beni. Soru sormaya gittiğimde benden 1 konu öndedir diğerleri, kitapçıya gittiğimde almıştır aradığımı benden önce birileri, birine aşık olurum, doğmuştur bende yıllar önce birileri için.
Ya işte böyle... Ben birinciyim. Ağlıyordum geçen gece için için, aşağıda çiftleşen kediler durdu, erkek kedi kıçını devirip yattı, dişi kedi bana ve balkondan akan gözyaşıma baktı.

Dur, gerçek tam olarak böyle değil.. Bana bakan dişi kedi miydi bilmiyorum,çiftleşme sonrası kıçını devirip yatan erkektir diye düşündüm, diğeride mecburen dişi, yüzümden akanda gözyaşı değil, salya sümük denen şeydi.

Dibe vurdum, ama özgür değilim. Ayağımda tonlarca ağırlık var çünkü...
Dibe vurdum ama özgür değilim fight club, evet gerçek öyle değil..!
Sevgili blog, çok garip bir dönemimde tanıdın beni...

30 Mayıs 2010 Pazar

Bi hayalim var... Kafam rahat, gönlüm rahat, kaşlarımı çatmadan dalabileceğim gecelerde, keyifle kitabımı alıp okumak, keyifle saatler sürecek bir film için zaman endişesi taşımadan ekran karşısına geçebilmek. ("Pariste akşam yemeği" mertebesine ne zaman ulaşır hayaller...ulaşmalı mıdır bilmem...)
Ve bi hayalim var. Günahlar, yasaklar, ayıplar 2 saatliğine durmuşken doya doya yaşamak saf olanı...
Pişman olmamak sonrasında... Hesap vermemek çok dürüstlere....
Sadece hayal...

Gerçek olansa, güzel başladı bugün. Güzel bitirmek için bir pazar ritüeli olan banyoyu yapmayacağım ve her zamanki gibi işler yoluda gitsin diye bu gecede Tanrıya duacıyım...

28 Mayıs 2010 Cuma

Şöyle bir yapılacaklar listesi yaptım gece. Aslında her gece yapıyorum bunu, plan yapmak işin en kolay kısmı. Biliyorum ki son 10 senedir yaptığım planları uygulasam herşey bambaşka olurdu, 13 sene geriye gidersek, ilkokulda başbakan olacaktım mesela.
Biliyorum, planlara kolay uyulmuyor, ama ben uğraşıyorum.
Son günlerde hayalperest uykuları plan uygulamalarına çevirdim, uğramam gerek duraklara uğradım. İnsan hep geç kalır mı, ben hep geç kalıyorum. Buna üzülecek vaktim bile yok. Doluluktan değilde, yok işte...

27 Mayıs 2010 Perşembe

Zannediyoruz ki gülümsediğimiz herkes güzel, anlat diyen herkes dost... Tabiki öyle değil.Ama konuda bu değil. Şuan bir yaz gecesi rüyasına dalmamak için beynimle savaşıyorum.
"Ne kadar çok yapacak şey, ne kadar az zaman" diyordu Batman. Bir dolu ders ve ezber. Hayır iyi bir gelecek için değil şuan, tamamen şu samimiyetsiz ortamdan kurtulmak için.
Ve bugün farkettim, ben başladığım noktaya dönüyorum, büyük bir hevesle, delice bir açlıkla... Nasıl özlemişim...Korkuyorum.

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Bu aralar hep bişeyler yazma hevesindeyken ölüyorum bilgisayar karşısında. Edebiyat parçalamak isterdim ama yok, herşey öyle net ki, sanata yer yok maalesef. Eskiden böyle değildi, herşeye bin anlam, herşeyin ardından bir şiir. Şiir yazamıyorum mesela şimdi, ilerde diyorum belki başkaları için. Şimdi farkettim, unutmak diye birşeyde yok o zaman.. Başka şiir yazarkende ilk şiirimi hatırlarım, başka başka şiirler yazarkende... İlk şiirimi, ilk "baharlarımı" . Yine şimdi farkettim kırık tırnağımı incelerken, son şiirimde taa ilk şiirimi hatırlamamıştım. evet unutmak diye birşey var o zaman. ve şimdi radyo eksende güzel şarkılar vardır, anlamazsın ne dediğini ama sana hayatın güzelliklerini anlattığını falan düşünürsün, için kıpırdar hani... Ama bugün tercihim sessizlik...

21 Mayıs 2010 Cuma

Yanımda kolumun 1/2 si kadar plastik kola bardağı, az önce aklımdan geçen,biraz daha zorlarsa "dünyanın en sağlıklı besini" iddiasında bulunacak mc.donalds reklamları... Sahi ben insanları neye inandırmak isterdim...Kendime inancımı yitirmeye başlamışken... ama benim inandığım tanrı, mutsuz komaz şu hayatta fesleğen kokusuyla dahi mutlu olan kızını...

20 Mayıs 2010 Perşembe


son olarak blogumun adını 3 kere ekrana okuduktan sonra ilk iş balkona çıkıp akşam manzarasını seyredip, kuşların ötüşünü, hiç sevmediğim böceklerin o işgüzar sevimli seslerini dinledim... Ciddi anlamda mutlu oldum... ve sonra hayata bu kadar anlam yükleyerek çok fazla yaşayamayacağımı farkettim...sağlık olsun.

Blog Arşivi