30 Ağustos 2010 Pazartesi

düştüğüm boşluk sonrası nihayi sonuca varmış durumdayım. amerikaya gidip önce al pacinoyu sonra robert de niro'yu öpmek. benim babam, amcam, kankam, sevgilim, kocam... hangisi sizin için daha müsaitse, uzun bi süre ölmeyeceğinizin garantisini vererek o olur musunuz demek..
ihtiyacım var be blog, şöyle olgun, ettiğim küfürleri anlamıycak bir dile sahip, ben dert anlatırken "ama alican da haklı ayol" demiycek, yargılamıycak birine sarılıp "aaauuvv" diye uluyarak ağlayacağım birine ihtiyacım var...

23 Ağustos 2010 Pazartesi

yıl 2010. ben hala bir blog sahibi olan herkesin yapabildiği "yorum yapma" özelliğini kullanamıyorum. bana gelen yorumlara cevap yazamıyorum, başka bir bloga yorum yazamıyorum. hatta bir bloga yaklaşık 10 defa yorum yazıp gönderdim, gitmeyeceğini bilerek. yani evet içeriği güzel değildi. neyse hepsi bu. "yıl 2010" intizar cümlelerinin hep ilk söyleneni olur malum. geleneklerimize bağlıyız efendim.

20 Ağustos 2010 Cuma

konu senden açılmışken seni açmamak... adilik olurdu biliyorum ve ben adi olmadığımı düşünmek için açıp yazıyorum. bugün nasıl bir gündü, heycandan sonuna kadar bekleyebilceğine emin olsam anlatıcam.

yani şöyle ki... sabah kalktım... diyebilmek için gece yatmış olmam gerekirdi. sabah yattım, öğle üzeri kalktım. bundan sonrası işte heycanlı asıl. metrekaresini hesap edemediğim odamda oturdum, filmlerdeki gibi yanında kahve içip dergi okumak veya tv bakmak yoktu, sims'dekiler gibi, biri bana oturma komutunu verdi, sadece oturdum. ve günün geri kalanı aynı heycan içinde akıp gitti.

yine sabaha karşı yine uykusuz yine baş dönmesi yine aptal bi mutluluk yine beyin ağrısı. ve bugün hayattan alıcaklarını alanlar ermiş muradına, biz çıkalım her çenesiyle meşhur züğürd gibi kerevetine. keravetine daha hoş dururdu bence tdk.

16 Ağustos 2010 Pazartesi

sevdiğin kadar sevilirsin

İnsanın en yakınlarından birine nefret duyması ne demek. herhangi bir dönemin tdk sözlüğünden cevap istemiyorum. cevap bende. nefret başlı başına bir zehirken samimiyet derecesi artmışsa daha beter oluyor. şu agatha christie romanlarındaki zehir gibi, siyanür falan hani. içini yakan cinsten. ağız dolusu küfür etmek istiyorum. suratlarını çekip yüzümün biraz ilerisine, boğazımı patlatarak hemde. olay sonucu ambulans yaralıları toplarken dedektif gelsin, bitti canım, geçti, ben yanındayım desin falan. ben numaradan titrerim tabii merak etme orasını.

gelişme bölümü:

doğuştan gelen enayilik hastalığıma ise... çare bulunamadı. bugün bana canım arkadaşım diyen birini yarın sevgimle sarıp sarmalıyorum. lan bi dur. bi bekle devamını. "canım arkadaşım olamanı isterdim ama bi bok olmaz"mı diyecek, "canım arkadaşım kamile gittim dün" mü diycek... hemen atlayıp, sarıp sarmalama hastalığı. hemen sevme hastalığı. valla hastalık bu. sonra yolda yürürken seni görmemek için yüzü gökyüzüne bakan E.T kılıklı insan taklitlerini anlamaya çalış...

konuşmak istemediğin insanlarla, başkaları gibi götünü dönüp gitmek yerine, nezaketen, ağzına tonlarca ağırlık çökmüş gibi yani, zorla konuşmaya çalış. kimse kırılıp üzülmesin. salak olduğunu düşündüğüm insanlara ömrümde hiç salak mısın diye sorama mesela. eh, kimse kırılıp üzülmesin. nasıl bir duygu acaba. .

başım çatlarken, içimden "bende insanım lan kes artık çan çan sanırsın ki köle izahura hayatın var biz neler yaşıyoruz", dışımdan "canım çok uykum geldi yatıyorum ben"... diyemedim.

yok böyle bir şey yavrum, senin durumundakiler ilkokul 1de de uyuşamıyordu düzenle. can yüceli boşver. sevdiğin kadar sikilirsin. arkanı dön ve kaç, arkana bile bakmadan kaç git. ben 5 sene daha burda kalmaya imza atıyorum devletle, sen arkana bakmadan kaç git, ruhum.

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Hoş gelmedim ama hoşbuldum. bıraktığım gibi, yerli yerinde herşey. blogda bile spam yeniliği çıkmış, benim hayatım aynı... diye arabesk yaparak başlamak isterdim, olmadı. benim hayatımda da değişiklik var, kağıt üzerinde bildiğim fakat gerçekte tam olarak neye, niye yarayacağını kestiremediğim yenilikler. üniversiteli olmak gibi. olmamız gerektiğini söylüyorlar, oluyoruz. ne hoş. kendi isteğimle birşeyler yapmayalı uzun zaman oldu. hayatın yap dediği şeylere başta büyük bir hevesle başlayıp ortasına gelmeden ruhumu kaybederek kalıyorum. heves... hayatın anahtarlarında biri. konusu açılmışken, bu yazıya başlarken de deli gibi hevesliydim, yine gitti. ortasına gelmeden.

bu not önemli; okuduğum kitaptaki dedektife aşık oluyorum sanırım, sabun ve sigara kokulu, orta yaşlı,espirili, sert ve dünya telaşından uzak bir dedektif. yaşım 20. dışarısı yaşıtlarıma uygun oğlan dolu. bi sorun var biliyorum, nerde, bunu bulamıyorum.

29 Temmuz 2010 Perşembe

2 Temmuz 2010 Cuma

internette popülerlik böyle bişey işte. x kişisi kalkıpta "pipi" yazsa 30 kişi beğeniyor. hayır pipi kalkıpta x yazsa bu kadar şaşırıp beğenen çıkmıycak yani...